7 Ekim 2007 Pazar

İŞTİSAN Bildirisi

(…) Dram Tiyatrosu YANDI.
Daha önce Aksaray Belediye Tiyatrosu,
Şehzadebaşı’ndaki
Ferah Tiyatrosu da YANMIŞTI.
Aksaray Küçük Opera önce YANDI,
sonra İŞHANINA ÇEVRİLDİ.
Beyoğlu’ndaki
Komedi Tiyatrosu KONFEKSİYONCU,

Gen-Ar Tiyatrosu MİMARLIK BÜROSU,
Elhamra ve Ses Tiyatroları SİNEMA,
Gümüşsuyu’ndaki Oda Tiyatrosu TEMİZLEYİCİ,
Şişli’deki Umut Tiyatrosu PASAJ,
Taksim’deki Arena Tiyatrosu BÜRO,
Ankara’daki Meydan Sahnesi DEPO,
Halk Oyuncuları Sahnesi BASIMEVİ,
Ankara Birlik Sahnesi DERİCİ oldu.
Önceki yıla dek direnen
Karaca Tiyatrosu İSTANBUL BELEDİYESİ SULAR İDARESİ’NİN YEMEKHANESİ
olmak üzere tiyatro özelliklerini yitirdi.

Sordum:
KİMSE FARKINDA DEĞİL Mİ, İSTANBUL’DAKİ TİYATRO KIYIMININ?
(…) Buldozer öyle gürültülü çalışıyor ki yanıt olarak gelen sessizliği bile duyamadım.
Oysa yıkılan her taşın yerine yenisini koymak gerek. Yıkılan ister bir tiyatro yapısı, ister bir müze, ister bir inanç, bir düşünce olsun.

YOK OLANIN KARŞISINA MUTLAK BİR VAR EDİŞLE ÇIKMAK GEREK.

Aksi halde dengeyi yitirmekle kalmaz, yalnız ve yalnız buldozerlerle seslendirilen, buldozerlerle renklendirilen, buldozerlerle biçimlendirilen bir yaşamda buluruz kendimizi (…)

(Çelik Gülersoy, Tepebaşı Bir Meydan Savaşı, s. 79) Yayın tarihi 1993


Bu listeye yeni tiyatrolar eklenmeye devam ediyor durmaksızın. Çelik Gülersoy’un uyarısı gerçek mi oldu acaba? Yaşamımızı buldozerler mi biçimlediriyor? Devasa bir şantiyede yaşıyor gibiyiz. Daha da çok kazanç uğruna buldozerler çılgınca yıkmaya devam ediyor. Kent belleği, anılar, değerlerimiz hızla uzaklaşıyor bizden. Yalnızlaşıyoruz, tüketiyoruz, dozerlerin sesi çok yükseldi. Bu gürültü dayanılmaz… tüketiyoruz, tükeniyoruz…..

Yeni binalar yapmayı çağdaşlık sananlar, o binaların içini neyle dolduracaksınız. Sanatla ilişkisini koparan bir toplum çağdaşlıktan söz edebilir mi?

Kaygılıyız, 37 yıldır aralıksız perde açan sahnemiz şu anda kapalı.
Kaygılıyız tiyatromuz sanatla ilişkisi olmayan büyük bir yapılanmanın eteğine iliştirilmek isteniyor.
Kaygılıyız, bize daha önce çok söz verildi.
Kaygılıyız, Taksim Sahnesi kapandığın da kapanmamış gibi davrandık.
Kaygılıyız, bütün bu belirsizlik üretimimizi olumsuz etkilerse, ya muhteşem kütüphanemiz zarar görürse. Ya da sessiz mi kaldık acaba diyerek kendimize saygımızı yitirirsek.

Hayır sessiz kalmayacağız; anılarımıza, geleceğimize, sahnemize sahip çıkacağız. Dozerlerden daha çok ses çıkaracağız. Tiyatromuzun Türkiye’nin en gelişmiş teknik olanaklara sahip sahnelerinden biri olduğunu, Şehir Tiyatroları’nın buradan yönetildiğini, yakın bir tarihte dört duvar bırakılıp kapsamlı bir tadilattan geçtiğini -ki biz buna hiç itiraz etmedik- eski bir bina olmadığını, hele leş hiç olmadığını; Muhsin Ertuğrul sahnesinin sadece bizlerin değil tüm İstanbul’un olduğunu, çok değerli bir toplumsal mirasın üzerine tüm İstanbulluların titremesi gerektiğini herkese anlatacağız. Özerk, yasasına kavuşmuş bir Şehir Tiyatrosu için çabalayacağız. Bütün bunları Muhsin Ertuğrul’un öğrencileri olduğumuzu; ona, tüm meslektaşlarımıza ve İstanbul halkına gösterilmesi gereken saygıyı hiç unutmadan yapacağız.

MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ SADECE ALKIŞTAN YIKILSIN

İŞTİSAN (İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği)
4 Ekim 2007




6 Ekim 2007 Cumartesi

Zaten Aktör Dediğin Nedir ki?..

"Zaten aktör dediğin nedir ki?
Oynarken varızdır.
Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır.
Bir zaman sonra da unutulur gider.
Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız.
Görürüm hepiniz gardroba koşmaya hazırlanıyorsunuz.
Birazdan tiyatro bomboş kalacak.
Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar.
Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır.
Benim bir tiradım şu pervaza sinmistir.
Hiranus'la Virjinya'nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır.
İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler.
Artık kendimiz yoğuz.
Seyircilerimiz de kalmadı.
Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır.
Perde..."
(Haldun Taner, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı)

4 Ekim 2007